20 Haziran 2021 Pazar
Cevat BAYHAN
Cevat BAYHAN
okuYORUM
30.04.2021 10:02

okuYORUM - DÜN

okuYORUM - DÜN

Sıkı bir kitap okuruysanız zamanla sevdiğiniz edebi türlere ve yazarlara yönelik seçenekleriniz azaldıkça yeni arayışlara girer farklı isimler ararsınız. Bu arayışlar kendiniz açısından geç keşfedilmiş olarak tabir edebileceğimiz yazarlar ile karşılaşmanıza da neden olur.

Agota Kristof ile tanışmam, internet sitelerinde okunacak yeni bir şeyler ararken oldu. Farklı sitelerden indirimli fiyat ve okunacak yeni kitaplar bulma arayışı ile gezinti yaparken sipariş listeme iki kitabını da atıvermişim. Zaten son dönemde özellikle ilgi odağım olan İkinci Dünya Savaşı temalı kitaplar olması bu seçimimde önemli rol oynamış sanırım. Cümlede -mış eki kullanıyorum çünkü kütüphanemi kurcalarken bu iki kitabı henüz okumadığımı fark ettim.

Kitaplardan ilki “Büyük Defter – Kanıt – Üçüncü Yalan” adını taşıyor ve kısa sayılabilecek üç ayrı romanın birleşiminden oluşmuş. Bu romanlar birbirinin devamı olarak yazılmış ama ilk yayınlandığında ayrı ayrı satılmış. Bu yazının konusu değil ama en az bu incelemeye konu olan kitap kadar etkileyici. Israrla önereceğim bir kitap olduğunu belirtmek isterim.

Diğer kitap ise bugün incelemesini yapacağım “Dün” isimli kısa roman. Yazar anlatmak istediklerini uzun uzun anlatıp laf kalabalığına girmemiş. Üç dört sayfada anlatılabilecek bir konuyu tek paragrafta etkili cümleler ile vermiş. Bu nedenle yormuyor ama kitaptaki her cümle için uzun uzun düşünmeyi gerektirebiliyor. Satır çizme alışkanlığım yoktur, bunun yerine not almayı tercih ederim. Bu kitapları okurken neredeyse kitabın yarısı kadar not almışım.

Geçmiş dönemde İmre Kertesz, Magda Szabo, Attila Jozsef gibi önemli edebiyatçıları ile aşina olduğum Macar Edebiyatı’nın Agota Kristof gibi bir yazarını geç de olsa keşfetmeyi kendim için önemli bir şans olarak görüyorum. Çevirmeninden de kaynaklandığını düşündüğüm duru bir dil, fazla laf kalabalığına girmeyen kısa ve vurucu cümleler ve paragraflar sayesinde kolay okunan ama tahrip gücü yüksek kitaplardı okuduklarım.

Gelelim asıl konumuz olan kitaba…

Kahramanımız genç bir yetişkin. Öyküsü çocukluk döneminden başlıyor. Toplum tarafından itilmiş, kabul görmeyen, hayatta kalabilmek ve karnını doyurabilmek için fahişelik yapan bir annesi var. Bir gün annesi bir erkekle yatarken ikisini de bıçaklayıp ülkeyi terk ediyor ve başka bir ülkeye sığınıyor. Adını değiştirip yeni bir hayata başlıyor.

Kahramanımız Tobias’ın, -ya da yeni adıyla- Sandor’un hayatının “dün” olarak tanımlayıp terkettiği kısmından bugüne ve olabilirse geleceğe taşıyabileceği ilkokul aşkı Line’dan başka hiçbir şey yok. Hiçbir şeyi hatırlamak dahi istemiyor. Ama gördüğü her genç kızda, kadında sevgilisi Line’ı görüyor. Kitabı, bu özelliği ile tutkulu bir aşk romanı olarak da okuyabilirsiniz.

Kitabın başına konan şu satırlardan hikayenin seyrini az çok çıkarabiliyoruz.

Dün her şey daha güzeldi

Ağaçlarda müzik

Saçlarımda rüzgar

Ve senin uzanan ellerinde

Güneş

 

Tobias, -ya da Sandor- fabrikada çalışıyor. Tekdüze yaşamının içinde başka arkadaşları, sevgilileri oluyor ama baktığı her yerde Line’ı görüyor. Line’a bu kadar takıntılı olmasının altında yatan gerçek kitabın satırlarında gizli, okuyup bulması için burada kesip siz okurlara bırakıyorum.

Kitabın ana izlekleri fakirlik, açlık, aşk, cinayet, ensest kabul edilebilecek ilişkiler, göçmenlik ve savaş sonrası yaşanan toplumsal travmalar olarak kabul edilebilir.

Geçmişini unutmak isteyen ama kaçamayan bir karakteri ön plana alarak arka planda yaşanan o dönemin sorgulamasını yapıyor yazar.

Tobias, Sandor olduktan sonra Tobias olmayı unutmak istiyor ama kendi dünü onu hep kovalıyor.

 

Yine arka kapakta vurgulandığı gibi,

“önemsiz bir ülkenin, ismi olmayan bir köyünde…”

Ve aynı oranda “önemsiz” diyebileceğimiz insanların öyküsünü anlatıyor.

Bu kadar “önemsiz” insanların da başdöndürücü öyküleri olabileceğini gösteriyor.

 

“Okulun ilk gününde, annem beni yıkadı, giydirdi, saçlarımı kesti. Kendi de giyindi. Beni okula götürdü. Olsa olsa yirmiüç yaşındaydı, güzeldi, köyün en güzel kadınıydı ve ben onun annem olmasından utanıyordum.” (S:19)

 

Bu ve bunun gibi çarpıcı ve insanı düşündüren cümleler ile örülmüş gerçekten usta işi bir roman okumak istiyorsanız yazarın diğer kitabı ile birlikte bu kitabı da edebiyatsever dostlara önerimdir.

Son Haberler

©2016 - BHM | BODRUM HABER MERKEZİ info@bodrumhabermerkezi.com