31 Mart 2020 Salı
RUHİ MEHMET ÇİLEK
RUHİ MEHMET ÇİLEK
SEYYAH
18.02.2020 19:59
11 Okuma

FUTBOL ve DİKTATÖRLER

“Tüm diğer bireysel sporların aksine özünde belli bir teknik ve taktik disiplin içinde bir takım oyunu olarak, temelde büyük ve tılsımlı iş birliği çerçevesinde takım oyuncularının birlikte, birbirleri için ve dayanışma halinde muadil diğerlerine karşı oynadıkları, zaman ve zemine göre de bireysel kabiliyetleri arş-ı alaya çıkmış oyuncular ile ya da takım olabilme özelliği çok yüksek disiplin ve çalışkanlığın ve de yardımlaşmanın had safhaya ulaşmış olduğu ekiplerce icra edilen oyuna “Futbol” denir” diye bir tarif yapmış idim. Bu kez de çok büyük kitlelerin dikkatlice takip ettiği, takip ederken çok büyük paralar harcadığı ya da harcamayı göze aldığı futbol sadece “futbol oyunu mudur” diye bakacağız. Bursasporlu İvan Ergiç’in “Neden hakemler gol sevinçlerinde formayı çıkartmaya sarı kart gösteriyor? Forma reklamı görünmüyor diye. Para futbolun dengesini bozuyor” tespiti bile konunun hangi detaylara kadar düşünülüp, planlandığının bir ifadesidir. Peki, büyük kitleler ilgi gösteriyorsa, büyük paralar dönüyorsa, siyasal otorite bu işlerden uzak durabilir mi? zinhar…

Şimdi düşünün; transfer, bonservis bedeli, yetiştirme bedeli, maaş, prim, ceza, komisyon, şike, bahis oyunları, stadyumlar ve altyapı yatırımları, antrenman ve kamp tesisleri yatırım ve işletme giderleri, doping faaliyetleri, seyahat giderleri, reklam gelirleri ve giderleri, sponsorluk harcamaları ve edinimleri, şifreli yayınlar, şifreli yayın altyapıları vs derken dönen yıllık milyarlarca dolarla ifade edilen bütçeler, A takım, genç takım, ümit takım, U21 takımları, U19 takımları, U14 takımları, minikler, küçükler takımlarındaki oyuncular, teknik kadrolar, idari kadrolar, yönetimler, sağlık ekipleri, ulaştırma ekipleri, altyapı işletmelerinin personelleri ve hepsinden önemlisi seyirciler ve taraftarlar derken birkaç milyar ilgili, ülkeler bazında Spor Bakanlıkları, Futbol Kulüpleri, uluslararası düzeyde UEFA, FİFA ve bunların Asya ve Afrika’daki muadilleri, muhasebeleri ve mahkemeleri ve işin olmazsa olmazı mafya derken devasa organizasyonlar olacak, ve sermaye bu işin merkezine oturmayacak, böyle düşünülmesi başlı başına bir andövüllük olur açıkçası… Kapitalist tahakküm bir tarafı ile ekonomik, diğer tarafı ile politik bir kuşatma altına aldığı futbolunda usaresini emerek, posasını bir kenara zamanı gelince atacaktır, ölüm Allah’ın emri. Ehh futbolunda vasatı tüm bunlara uygun, mezkûr kuşatma ve tahakküm mucibince, ekonominin politik ayağı elinde bulundurduğu mevzuat tanzimi ve tahkimi oluşturma gücü vasıtasıyla alanda bir zapt-ı rapt oluşturacaktır haliyle… Futboldaki bu zapt-ı rapt hayatın diğer alanları ile aynı düzlemde ve şiddette devam edecektir, bu itirazsızlık ve sessizlik sürdüğü sürece… Tüm bu ahval ve şerâitte neler yapılması gerektiği ustalar tarafından uzun uzun anlatılmış olup tekrarına hacet yoktur. Biz sadece mezkûr zapt-ı raptı en sıkı ve insafsız tanzim ve tahkim edenleri bir kez daha teşhir ve derhatır etmekle yetineceğiz.

Komşu Yunanistan’da; 1967 yılında “Albaylar Cuntası” adı ile maruf askeri darbenin diktatörler heyeti, geniş kitlelerce sevilen futbolun sempatisine sığınarak, aşağı yukarı tüm darbeci-diktatörlerde benzer olduğu üzere ihtiyaç olunan “şirin görünme” ve “dış destek” yaratmanın yolunun dönemin elek altı futbol takımı “Panathinaikos” ile olacağı kararı mucibince, mezkûr takıma sınırsız destek yağdırdı. O kadar ki; 1970 yılında takımın başına getirilen bir albay teknik direktör ile ve hiçbir fedakarlıktan kaçınılmadan şampiyon yapılan takım “Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası”nda da, yüksek pazarlık gücünün maçlar öncesi makul bir eli açıklıkla desteklenmiş olması hasebiyle taaa finale kadar yükselir ancak finaldeki rakip ne cüzdansal ne de diğer hiçbir yolla ikna edilemez. Siyasi açıdan zengin diktatörler yanında mali açıdan da zengin armatörlerin desteğini alan kulüp, artık dünya piyasasında isim yapmış birçok ünlüyü takıma getirir, daha fazla başarı daha fazla sempati, döngü de devam eder… 1970’te takımın başına getirilen albay; Macaristan’ın dünya çapında futbolcusu ve teknik direktörüdür aslında ama kendisindeki bu futbol yeteneği yanındaki yüksek iş bitiricilik deneyimi İspanya’nın diktatörler takımı Real Madrit’te futbol oynadığı dönemden miras olsa gerektir. Futboldaki bu yüksek iş bitiriciliği sayesinde uzun yıllar İspanya milli takımında bile futbol oynamasına kadar uzanır, maalesef bu iş bitiriciliği yüzünden de FİFA tarafından 2 yıl futboldan menedilmiştir.

Bir diğer ve çok önemli “diktatörler takımı” ise Real Madrid’dir. Eli kanlı diktatör Franco’nun kara döneminin mor beyazlarıdır adeta, Real Madrid. Esasen; “Kraliyet” kelimesinin İspanyolca karşılığı olan “Real”, bidayette İspanya Kraliyet Sarayının takımı olup 1931 de kraliyet yetkilerinin elinden alınmasını müteakip, kulübün adından “Real” çıkarılır, artık sadece Madrid FC dir. 1941 yılında, Franco’nun iç savaşı kazanarak her şeyi ele geçirmesinin ardından takım tekrar, “Real” adını ve armadaki kraliyet tacını kullanmaya başlar. Ve artık, tüm güç elinde olan Franco’nun full desteği ile dönemin futbolda önemli başarılar elde etmiş ülkeleri başta Macaristan ve Arjantin olmak üzere tüm liglerden önemli futbolcular transfer edilir, kaskat şampiyonlukların yolu açılır, Real Madrid İspanya’nın en önemli markası haline gelir. Öyle ünlüdür ki dünyada; Franco’nun Dış İşleri Bakanı “Şimdiye kadar sahip olduğumuz en iyi elçilik”tir tanımlaması bile yapar. En önemli rakip Katalan temsilci “Barcelona” ligden çekilir, çünkü 3-0 kazandığı maçın ardından Franco’nun; “sizi bu seferlik affediyorum ancak ikinci maçta bu kadar hoşgörülü olmam” sözü üzerine, durumdan vazifeyi ziyadesiyle çıkaran hakemler sayesinde tek kale oynanan maçta 11 gol yiyen Barcelona elenmiştir.

Örnek çok; futbol bu yapısı ve vatandaşın bu taraflılığı ile daha çok alet olur, bu diktatörlere… Arjantin diktatörü dönemin ruhuna da uygun desteklerle ülkesine dünya kupası bile kazandırmıştır… Portekiz’de Diktatör Salazar’ın takımı Benfica’dır. Almanya’da faşist Hitler’in takımı Schalke 04’tür. İtalya’nın faşist lideri Mussolini’ye de ülkesinde Lazio takımı düşmüştür, o da elinden geleni ardına koymaz. Saddam’ın oğulları üzerinden futbola nasıl müdahale ettiğini artık sağır sultan bile biliyor… Kaddafi oğlu üzerinden futbola elini taaa İtalya’ya kadar uzatmıştır, vs vs… 

Peki canım Yurdumda durum nasıl derseniz, verebileceğim örnek sadece “içinden geçilen olağanüstü koşullar” nedeni ile Kenan Evren ile sınırlı kalacaktır. Bir Albayı spor bakanı, bir başka Albayı da Beden Terbiyesi Genel Müdürü yapan, %100 yerli ve milli diktatörlerimizden Kenan Evren dünyadaki muadillerinden aşağı kalır mı, TFF’ce düzenlenen Türkiye Kupası şampiyonasında, “Türkiye Kupasını kazanan takım hangi lig de olursa olsun “Birinci Lig’e” katılır” gibi bir yönetmelik yayınlatarak futbol tarihine layık olduğu biçimde geçmiştir. Ve “ben hepsine aynı mesafedeyim” fikrini subliminal mesaj babında kafalara çakacak şekilde, günün önemli futbol takımlarından sözde uzak durmuş, binbir hile ve hurda ve de hakem oyunları iddiaları arasında Ankaragücü’nü Türkiye Kupasında şampiyon yaptırmıştır.  Gerçi bu yönetmelikten sonraları başka takımlar da yararlanmış idi, ama “ba’de harab-ül Basra”..

Son Haberler

©2016 - BHM | BODRUM HABER MERKEZİ info@bodrumhabermerkezi.com