KONGRENİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Serdar KARCILIOĞLU | TURİZM ARENASI 07.10.2011 10:49
916 0
Fenerbahçe Genel Kurulu saat 10,30 da 3114 üyenin katılımı ve Başkan vekili Nihat Özdemir’in konuşmasıyla başladı.



Konuşmanın, metni üzerinde epeyce çalışılarak hazırlandığı anlaşılıyordu.

Ana fikir olarak Genel kurul üyelerinin duygularına hitap etmek üzere kurgulanan konuşma metni okunurken, sık sık yüksek volümlü alkışlarla kesiliyordu…

Şiddetli alkışların, bu olağanüstü genel kurulun toplanmasına neden olan, kulübün içinde bulunduğu kaos ortamına mı, bu kaos ortamının oluşmasına baz teşkil eden ( hiçbir zaman için inanmak dahi istemediğimiz) şike iddiaları ile Metriste yatmakta olan başkanına mı, yoksa uzun müzakereler sonucu titizce hazırlanan konuşma metnini okuyan Nihat Özdemir’e mi olduğunu anlayamadım!

Yaklaşık 14 bin Genel kurul üyesi olan Fenerbahçe Kulübünün, geç kalınmış olsa da, böylesine önemli bir bilgilendirme ve görüş alış verişi yapılması adına gerçekleştirilen bir genel kurulunda, üyelerin kapasitesi yetersiz bir salona sığdırılmak istenmesi, katılımın yüksek olacağının bilinmesine (ki bu havuz kenarına konulan dev ekran ve önüne yerleştirilen bine yakin iskemleden anlaşılıyordu) rağmen, kapasitesi yüksek bir başka salon değil de kulüp sosyal tesislerinin yetersiz bir salonunun kullanılması çok dikkat çekici idi.

Bu durum dışarıda oturmak zorunda kalarak kongreye interaktif olarak katılamayan birçok üye tarafından art niyet kokan bir davranış olarak algılandı…

Ve daha işin başında, hazırlanan metinde verilen mesajlar ile konuşma müracaatı yapmış kırk sekiz konuşmacının sıralamasında bu genel kurulun aile içerisindeki farklı düşüncelerin kendilerine yol gösterecek bir görüş alış verişinden çok sadece “görüş veriş” eylemini gerçekleştirmek için kurgulandığı izlenimi verdi…

Ayrıca, Olağanüstü genel kurullarda gündeme madde eklenmesinin mümkün olmamasına rağmen Divan başkanının bazı düşüncelerini ve gelen talepleri (ana salonun dışındaki binlerce kişinin, doğal olarak katılmasının mümkün olmamasına rağmen,) salon içerisinde oylatması, olayın bir diğer garipliği idi…

Olağanüstü Genel Kurulun toplanmasındaki en önemli ve tek nedenin, Kulübün bu gün karşı karşıya kaldığı şike iddiaları olduğu gerçeğine rağmen, bu önemli olgu göz ardı edilerek, sürekli birlik ve beraberlik uyarıları üzerinden adeta “dokunan yanar” mantığı ile kulüpte vahim bir korku imparatorluğu yaratıldığı ve bunun birçok genel kurul üyesini de etkisi altına aldığı görülüyordu…

Kulislerde yapılan konuşma ve eleştirilerden anladığımız, bu konuları dile getirecekleri bilinen kişilere karşı, neredeyse ciğerlerini patlatırcasına “aleyhte konuşan Fenerbahçe düşmanıdır” tehdidi ve algılatması yapan koşulsuz biat kültürünü benimsemiş bilindik konuşmacılar ile tarafsız olması gereken divan ve başkanının, bir korku imparatorluğu yaratma noktasında gösterdikleri performans ve muhaliflerin önlerinin kesiliş sistematiği, yönetim kurulunun en büyük başarısı olarak tarihe geçecektir..

Keşke, böylesine iyi ve organize hazırlanmış bir kurguyu, yaşanan krizi birici gününden itibaren iyi yönetebilseler, kulübün akil adamlarının, duayenlerinin bilgi ve tecrübelerinden yararlanma noktasında direnç yerine onların desteklerini alarak kulübü hem içeride hem dışarıda bu noktalara gelmesini önleyebilseler, hem de UEFA nezdinde Avrupa kupalarından ihraç edilmesinin önünün kesilmesi noktasında gösterebilselerdi de bunları konuşmuyor olsaydık…

Keşke bu gün yaşadıklarımızla bir kez daha ön plana çıkan çok sesliliğin önünün kesilişi karşısında öz eleştiri yapabilme imkânına sahip olabilseydik.

Keşke Metris’te bulunan başkanımız ve ailemizin diğer fertleri için ortaya atılan iddialara şiddetle karşı çıkmamız gerektiği, devletimizden adalet beklediğimizi, yargılamanın sonucunun beklenmeden Kulübümüzün ve bu insanlarımızın yargısız infazlara kurban edilmemesi noktasında hem fikir olurken, madalyonun ters tarafının da var olduğu gerçeği ile erkenden “kahraman ilan etmek” gibi, birilerine aşırı yaranmak olarak nitelenen çok iddialı cümleleri kullanmasaydık…

Keşke bu konuda Türkiye’deki tüm kulüplerin ortak kurumu olma özelliği bulunan Türkiye Futbol Federasyonu’nun tarafsız olma, en azından, öyle gözükme zorunluluğu olan başkanı için “Empati” yapabilseydik…

Ve keşke ağlamaklı, aşırı duygusal haykırışlarla topluluğu galeyana getirdikten sonra otuz yıldır Fenerbahçe kulübüne maddi ve manevi katkılar vermiş, değerli bir spor adamının isminin geçtiği yerlerde “yuh” seslerini yükseltmeseydik….

Her neyse, herkesin merakla beklediği olağanüstü genel kurulda dağ fare doğurdu. Yaşanan kriz ve bundan sonraki yol haritasının nasıl olacağı konusunda tek bir kırıntı karar bile alınamadı, konuşulamadı…

Olumlu bir nokta yok muydu? Vardı tabii, şiirlerle bezenmiş duygusal konuşmalarla üç binin üzerindeki genel kurul üyesi hasret giderdi, avuçlar patlarcasına yapılan alkışlarla bir pazar günü sabahı deşarj oldu. Ben yirmi yıldır görmediğim arkadaşlarımla buluştum, rejimde olduğum ve yiyecekler bol kalorili ve hamur işi ağırlıklı olduğu için tadamadım ama ikramlar olağanüstü idi… Kahve almak için girdiğim kuyrukta, önümdeki üyelerin “birde viski olsaydı” serzenişlerini yönetim kurulumuzun bundan sonraki genel kurulda dikkate alacaklarını umut ediyorum.

Ancak, çok önemli bir konuşma ve konuşmacı vardı, günün flaşı ve özeti bu noktada gizli idi…

Uğur Dündar… Usta gazeteci ustalığını çok ince bir mesajla verdi;“ Kaptan Alex’e, Kaleci Volkan’a, Teknik Direktör Aykut Kocaman’a… Yönetim kurulundan sadece, kırk binin üzerindeki Fenerbahçeli kadın ve çocuklarımızı örgütleyerek Manisaspor maçında dünya spor tarihine yazılan organizasyonun mimarı olarak gösterdiği Yasemin Merçil’e ve krizin başından beri çizdiği üstün performans nedeniyle Ali Koç’a atfettiği, çok duygusal, olağan üstü ustaca bir övgü ile (kürsüye çıkan her konuşmacıyı alkışlayan) genel kurul üyelerine yine alkışlatmayı başardı…

Ama!!! Teşekkürlerin ve övgü dolu sıralamanın içerisinde “diğerleri” yoktu.

Uğur Dündar’ın, konuşmasının sonunda kongre boyunca yapılan her küçük eleştiriye dahi müdahale ederek düzelten, vurgusunu düşük bulduğu konuşmacılara ek vurgu yapma ihtiyacı duyan divan başkanı Uğur Dündar’ın eksik bıraktığı bu isimleri ilave ederek hatırlatma gereği duymasa kimse neyi alkışlayıp, neye tepki göstereceklerinin farkında dahi olmayacaklardı…

Eminim ki Başkan tüm bunları izleyebilseydi, bu olağanüstü durumda çözüm odaklı konuşmalar ve ön planda tutulması gereken yegâne olgunun Fenerbahçe Kulübü olması gerekirken, kendisine yapılan bunca aşırı övgü ve duygusallıktan üzüntü ve de sıkıntı duyardı…

Hatta nefret ederdi…


İLK YORUMU SİZ YAPIN...