KENDİ DEĞERİNE DEĞER KATMAK

Firdevs ERSOY | HAYATIN PENCERESİNDEN 07.02.2015 20:18
1013 0

İstanbul’da “Kentsel Dönüşüm” furyası devam ediyor. Bütün caddeler, sokaklar, önüm-arkam, sağım-solum inşaat.

İnsanlar, eskimiş, ömrünü tamamlamış evlerini, özlemini duydukları sağlıklı, güvenli, yaşam alanlarına dönüştürmek için inşaat projelerinin ve şirketlerin peşinde koşuşturuyorlar.

Riskli binalarını, kentsel dönüşüm ile depreme dayanıklı hale getirebilmek için,  kendi evlerini, kendi talepleri ile kendi tercih ettikleri müteahhite verip yenilemeye çalışıyorlar.

Kısacası, herkes evine en iyi hizmeti vermeye çalışıyor.

Peki, tüm bunları yaparken kendi titreşimli hayatımızı, göçüklerimizi onarıyor muyuz ?

İç sesimizi, susturamadığımız ses şiddetimizi, uğultularımızı , bir salıncak gibi oradan oraya sallanan duygularımızı, düşüncelerimizi, zihnimizi düzenlemek için çabamız bir gayretimiz var mı ?

Yoksa, kendi gönlümüzde, kendi ruhumuzda, mutlu-huzurlu, güvenli yaşamak istiyorsak asıl restorasyona ihtiyacı olan, yenilenmesi gereken evin KENDİ EVİMİZ olduğunu unutuyor muyuz ?

Kendimizi yenilemekle ilgili arayışlarımız ne durumda ?

Çatışmalarımızı, çelişkilerimizi durdurabiliyor, aşabiliyor muyuz ?

 Ben nereye gidiyorum, ne durumdayım diye dönüp bi kendimize bakıyor muyuz ?

Hayat dümdüz giden bir şey değil ki, dalgalı, kaos, karmaşık geçen bir şey…

Bizim ülkemizdeki gibi hiçbir şeyin standardının olmadığı, her şeyin her yöne gittiği, bu kadar şok ve travmanın yaşandığı, herkesin kafasının karma karışık olduğu, para ve ihtiyaç saplantısında kaybolmuş  bir toplumda, insanların doğru, sakin ve  kelebek gibi olması  mümkün  mü ?

Tabii ki mümkün değil.

Yalanların içinde yaşıyor, yalanların içinden çıkamıyor, anlamlandıramıyor, amaçlandıramıyor ve cevaplarını veremiyoruz.

Bu dünyada kendi özelliklerimizi koruyarak, üretimlerimizi yaparak insanca yaşayamıyoruz.  Böyle bir toplumsal akıl da toplumsal sözleşme de yok. Çok istesen de olmuyor . Böyle bir kanala düşmüyor, böyle bir mecraya da girmiyor.

Hal  böyle olunca dengeler bozuluyor, insan çatışma da yaşıyor, eksiye de gidiyor, sıfıra da iniyor.

Bu durumda, kendimizi yenilemek bir görev değil, hayatın dayatması gibi bir şey oluyor.

 Böyle olunca, olanı biteni bir hayat kabul edip, zenginliğimizin bu olduğunu görebilmek  zorunluluğu gibi bir şey ortaya çıkıyor ki  yeniden oluşumda ancak böyle oluşabiliyor.

 Yani, kendimizi yeniden yapmak bir buluş, bir keşif değil, olması gereken bir şey haline geliyor.

Bir bina, bir ev gibi yıkılması gereken duvarı yıkıyorsun, açılması gereken kapıyı açıyorsun, kapanması gereken pencereyi kapatıyorsun.

Tıpkı, depreme karşı yapısal bilinç oluşturur gibi kendine zaman ayırıp, kendi iç sesini dinleyerek akord ediyorsun.

 Kendi yaşam alanını, titreşimlerini, ışıklarını gözden geçirip, ışık yetersizce ışığı yükselterek, odan havasız kalmışsa güneşlendirerek, etrafında senin akordunu bozan her ne varsa ( kötü şarkı, arkadaş, haber, kitap, paylaşım…) onları yeniden düzenleyerek, kıyıya koyuyorsun.

Örneğin ben, okuduğum kitap bana iyi gelmiyorsa ya ara veriyorum, ya tamamen bırakıyorum. Beğenmediğim müziğin sesini kısıyorum.  Okuduğum şiirden bir-iki duygu yakalamaya,  dinlediğim şarkıdan farklı bir duyguyu yakalamaya çalışıyor, tabiatla bütünleşiyor, doğanın sesini dinliyor, ağaç çiçek dikmeye zaman ayırıyorum.

Hayatımda gereken yerlere şerh koyuyor, risk raporu hazırlıyorum.

Kendimi yeniden gerçekleştirirken, bu arada  bilinç arkasında kapalı hiçbir şey kalmasın da istiyorum. Ne kadar şey kapattıysam açmak istiyorum. Kendime karşı da başkasına karşı da…

Bilinçaltım, bilince dahil edilmiştir diyerek bilinç arkasına  en büyük tavizi verdim.

Bilincimin altı-üstü yok artık.

Bilinçaltım yok , tek bilinçliyim ben.

Ohh be! Bilinç arkasında yeni baskılar oluşmuyor, baskılanmış olan şeylerin ipini çözdüm, pencerelerini açtım.

Kaçan kaçtı, kalan kaldı. Kalan da bana yeter, diyorum.

Kendimi  sollamadan, bastırmadan, yüzleşerek, dikkate alarak, katkıda bulunarak ve bu ilkelerle hareket ederek, yapabildiğim kadar kendi eylemlerimi gerçekleştirip, kendi evimi yeniden inşa etmeye çalıyorum.

Bunları ne kadar mı başarabiliyorum ?

Bunun da bir garantisi yok, şüpheli ama en azından böyle bir çabam var.

Bence SOYLU bir çaba, GÜZEL bir çaba…

Benim kendi iç dünyamda yaptıklarım böyle bir şey. Bunları yaparken bundan sonraki yaşantımı kurtarmaya çalışıyor, kurtarabildiğim şeylerle yaşamımı kolaylaştırıp, güzel yaşamak istiyorum.

Hepsi bu !

Biliyorum ki, öbür türlüsü insanı tüketir, karamsarlığa ve umutsuzluğa götürür.

Zamanla anladım ki, KİŞİSEL evimin ve yaşamımın YOLU BU !

Ve bu yol bana iyi geliyor.

Peki ya,  sizin yolunuz, yolculuğunuz  ne durumda ?

Eviniz, kırılıp dökülmeden dönüşüm ve onarım çalışmalarına başladınız mı ?

Kendi değerinize değer katmak gibi bir çabanız var mı ?

Yoksa, “Olana çare yok.  KADER” deyip, kendinizi sollayıp geçiyor musunuz?


İLK YORUMU SİZ YAPIN...