ELLİ YAŞ KUTLAMASI

Firdevs ERSOY | HAYATIN PENCERESİNDEN 22.03.2015 16:11
1205 0

Cihat benim  neredeyse otuz yıldır tanıdığım, yıllar ilerledikçe entelektüel birikimine,  kişiliğine daha çok güven ve saygı duyduğum, kardeşim yerine koyacak kadar sevdiğim,  önem verdiğim değerli bir  dostum.

Zaman içerisinde, biz farkına bile varamadan telefon görüşmelerimizi, o uzun ve derin sohbetlerimizi  rutin haline getirmişiz.

Haftada bir gün ya o beni arar, ya da ben onu. Dünyada ne gibi gelişmeler oluyor, kendi özel hayatımızda neler olup bitiyor, hangi kitapları, dergileri okuyoruz,  hangi filmleri izliyoruz , birlikte değerlendirir ve paylaşırız.

Güncellenme  saatim de diyorum ben bu paylaşım saatlerine…

Bu kez arayan bendim, çünkü arkadaşımın doğum günüydü.

“Mutlu yıllar” dedim ve mikrofon hemen ona geçti. Anladım ki yine gün boyunca iç konuşmalar yapmış, elli yaşı sağından solundan inceleyip yeniden tanımlamış,  çelişkilerini mercek altına alıp, yüzleşmiş.

“Elli yaşını kutlayan bir insan, kutlama değil de acılarını, yenilgilerini, başarılarını bütün bir geçmişini gözden geçirmek gibi bir durumla karşı karşıya, otuzlu, kırklı  yaşlarda insan gücünün doruğunda olduğu için bir çok şeyi  görmezden gelebiliyor. Oysa elli yaşlar civarında, yıkıntıların yenilgilerin sonuçları net bir şekilde ortaya çıkıyor.

Sana amca, teyze diyorlar artık, hatta dede büyükanne bile diyenler oluyor ve bu kavramlar ağır gelebiliyor.

Aile parçalanmış, herkes bir yana dağılmış, çok fazla bir araya gelemiyor,  gelse de kendi sorunlarından çıkıp doğum günü kutlayacak durumda olamayabiliyor, zaman tehdidi, yalnızlık tehdidi var. İçinde bir sürü ses var bu sesleri bastıramıyorsun, büyüyor. Onları duymaya çalışıyorsun çünkü  duymazsan bu defa çatışıyorsun.

İçindeki sesin tek ses olması gerekiyor bunun farkındasın, kendinle bütünleşmek, artık bir bütün olarak yaşamak istiyorsun, en azından iç özgürlüğünde ve kendinle bütünleşmekte ısrarcı olmak durumundasın, kaybettiklerini ve kazandıklarını geniş anlamda düşünüyorsun.

Bundan sonraki yaşam sadece karadan ya da deniz yolcuğu değil, içinde hepsi var. Yaşam denizden de havadan da karadan da gidiyor. Yaşam seni, üç ayrı ehliyetli kaptan olmaya zorluyor. Böyle bir şeyle karşı karşıya kalıyorsun.

Yani, bunların hepsiyle baş etmek durumundasın. Bütün bunlar, doğum günü kutlamalarına da yansıyor. Bunca şeyin arasında doğum günü kutlasan da olur kutlamasan da “dediğinde, PATRON  MUTLU SON İSTİYOR ama sanırım olmuyor, dedim.

Telefonu kapatınca, yaş kavramı üzerine uzunca düşünme fırsatım oldu.

Her yaş dilimini kendine göre, yaşamın içinde doğru yorumlamak, mutlu yaşayabilmek için  çelişkilerini anlamak ve yüzleşmek durumundayız.

Otuz beş yaş, artık çok genç oluyor , elli yaş orta yaş.

 YOLUN  YARISI otuz beş değil ELLİ , zaman olarak da anlayış olarak da değişti.

İnsan, aslında elli yaşında kendine bakarken bir anlamda geçmişine de bakmış oluyor.

Yirmi yaşlarında, bir insanın sevgilisiyle anlaşamaması, ayrılması falan en büyük sıkıntı, evlenme planlarının yıkılması en büyük sorunu oluyor.

Gelinlik seçimi bile nerdeyse bir ay sürüyor. En güzel gelinlik senin ki olmalı...

Gençken üniversiteye gitmek zorundasın, kampüs güzel, kızlar oğlanlar güzel, aşık oluyorsun. eğleniyorsun, spor yapıyorsun, ekmek elden su gölden bir hayat yaşıyorsun.

Otuzlu yaşlara gelindiğinde, insan evlilik ve çocuk sahibi olma hayalleri kuruyor. Hayalleri ve hedefleri var. Önünde çok uzun zaman olduğuna ve tüm bunların üstesinden gelebileceğine inanıyor.

Kırk yaşlarında ise bazı şeyleri başarmış, başaramadıklarından belki vaz geçmiş ama yine de kendi gücüne ve fiziksel konumuna güvenen bir durumu var.

Çolukla çocukla, mesleğiyle uğraşırken geçip gidiyor hayat, kendini düşünecek, kendine zaman ayıracak çok fazla vakit bulamıyor. Bulsa da yaşamla ve kendiyle yüzleşmekten  çoğunlukla kaçınıyor.

 Her şeyi oluruna bırakıyor.

Elli yaşlarında durum değişiyor. Herkes biraz YARALI, herkes biraz KIRGIN, herkes biraz YALNIZ.

Evet!  bu yaşta durum biraz farklı, kendine yeni öneriler sunmak durumundasın.

Çünkü kaybettiklerini kaybetmiş, kazandıklarını kazanmış oluyorsun. Eskiden hayallerin ve rüyaların yaşamının önemli bir kısmı iken bunlar yavaş yavaş kayboluyor .Yaşam bir çok insanın ideallerini ve ütopyalarını sıfırlıyor, üstünden silindir gibi geçiyor hiçbir şey bırakmıyor.

Bunlar yıkıldıktan sonra bunun yerine ne koyacak?

Böyle bir boşluk nasıl doldurulacak ?

Bu çelişkiler yumağı içerisinde pazıl karma karışık oluyor, yeni düzenlemeler yapmak, her şeyi yeniden gözden geçirmek  ihtiyacı hissediyorsun. Hepsini bir kıyıya bırakıp, başka bir elbise giyiyorsun. Hayatın dayattığı şeyleri değil de kendi seçimlerini yapmak durumuyla karşı karşıya kalıyorsun. Kaybettiklerini ve kazandıklarını geniş anlamda düşünüyorsun ve her şeye rağmen sonuçtan memnun kalmak durumundasın.

Elli yaşında, doğru veya yanlış, kendine yeniden bir yaşam zemini hazırlıyorsun, bunları yaparken de bilinmeyenle, belirsizlikle ilerliyorsun. Avantajların da var çünkü  yeni bilgilerinle, öz deneyiminle yol alıyorsun.

Bu yaşta artık, bırak sütü ayranı içerken bile üfleyecek durumdasın.

Yaşam o kadar hasarlar bırakıyor ki, insan kendi bilgisi ve biriktirdiği öznel deneyimlerle daha hatasız yaşayabileceğini  falan düşünüyor.

Tamamen yanılgı, hiçbir zaman böyle bir şey olmuyor.

Yaş aldıkça, bilge insan olduğunu düşünen ,”benim yaşım kaç, ben adamı gözünden anlarım” gibi beylik laflar edenler oluyor . Komik buluyorum.

 Çünkü, YAŞAMIN BÜYÜKLÜĞÜNÜ  gördükçe benim bilgimin bir “HİÇ” olduğu ortaya çıkıyor.

“Benim yaşım kadar, deneyimim var, her şeyi biliyorum.”

Bunu dediğin vakit olmuyor işte !

Yaşam öyle tereyağından kıl çeker gibi, konformist  bir şey değil ki riskli, tozlu, topraklı, ayıklayarak çok az bir parçasını alabileceğin bir şey.

 O senden ÇOK koparıyor, sen ondan AZ koparıyorsun.

Yaşam böyle bir şey! Yaşam insana verilmiş geniş bir şey.  Bizim hayatımızda sonsuzluğa açılan bir şey ama sonsuz yaşama şansımız yok.

Yani, yaşam potansiyeli SONSUZDUR, yaşamın akışı ve oluşumu SONLUDUR.

Yani şudur ;

 Yaşam bitmeyecekmiş gibi, yaşamı takip eder ve yaşarsın.Yaşam öyle kurgulanarak, senaryosu hazırlanarak film çeviriyor gibi bir şey değil ki, yaşam tozu toprağı, çeri çöpü olan bir şey.

Bunları anlamaya çalışmak ve doğru yorumlamak durumundasın.

Yaşamı doğru okursak, doğru yaşamış oluruz.

Peki, bir insan elli yaşında, yaşamı doğru okuyabilir mi ? okuyamaz mı ?

 Genellikle okuyamıyor.

Biz yanlışlarımızı farketmiş olunca, yanlışlarımızı düzeltmiş  olmuyoruz ki, sadece farketmiş oluyoruz. Demek ki, biz elli yaşında bir çok yanlışlarımızla, doğrular yapmaya çalışacağız. Bu da demek oluyor ki, bundan sonrada yanlışlar yapabiliriz.

Doğru yapmak için uğraşacağız ancak yanlışlar da olacak ve biz yine düzeltmeye, iyi yapmaya çalışacağız.

Öyleyse, elli yaşına gelen bir insanın yaşamı nasıl okuduğu, okuduğu bu yaşamda, hayatı doğru yaşayıp yaşayamayacağı çok önemli. Eğer kendimizi doğru okur, yanlışlarımızı görebilirsek, hayatı okuma yöntemimiz iyiyse, güzel bir yaşam tarzı oluşturabildiysek sonraki hayatımız için bunlar, olumlu ve güzel şeyler .

Yaşamın akışı içerisinde hayat insana, zorluklar sıkıntılar getirse de aynı zamanda seçenekler ve çözümler de sunuyor.

Eğer, geride kalan yılların bizim için bir değeri varsa, ne kadar ömrümüz kaldıysa, hayatımızı zenginleştirerek ve fark yaratarak yola devam edeceğiz.

Tıpkı, yaşam da ustalaşmış bir YAŞAM USTASI gibi....

Meslek hayatında terfi kazanmış, ellinci yılını kutlayan, bir yaşam antrenörü gibi …

Yaş almak, böyle bir şey…

Elli yaş kutlanmalı mı  ?

Evet ! Kutlanmalı .

Hem de bütün biriktirdiklerini ve deneyimlediklerini  elli mumla aheste ve mutlulukla üfleyerek.

Firdevs ERSOY  21/ 03 / 2015       İSTANBUL


İLK YORUMU SİZ YAPIN...