ELÎ ELÎ LEMA ŞEVAKTANİ - Tanrım beni neden bıraktın? Matta 27-46

Oktay KARTAL | Oktay KARTAL 01.11.2017 21:02
1810 0

Bu yaz Efes harabelerini geziyordum, akşama doğru bir saat, sessiz, kimseler pek yok etrafta, güneş kızıllığı ufukta, rüzgar hafif esiyor, sanki Platon bir köşeden çıkacak gibi ulvi bir sessizlik.

Ruslar ormanda gezer, Araplar çölde, Türkler nerede gezer bozkırda. Belki de sadece ormanda veya çölde felsefe yapılabiliyordur bilmiyorum, ama Yunanlarda bu coğrafyada yaşadılar; neyse.

Yanımda bir adam belirdi filozof görünümlü sakallı vs değil, bayâ memur görünümlü bir arkadaş; sohbet etmeye başladık. Tanışma kısmını atladıktan sonra sohbetin ana ve vurucu kısmı şuydu, birşeyler anlatmaya başladı ama ben pek anlamadım. -Anlattıklarını anlamıyorum, dedim.

Arkadaş -lanet olası kelimeler, ben bir şey anlatmak istediğimde benimle oyun oynuyorlar ve yaramaz çocuklar gibi kaçışıyorlar, benimle alay ediyorlar, dedi.

Sonra bana sordu, -mutlu olmak mı istersin? özgür olmak mı?

Şaşırmıstım, -özgür olmadan mutlu olunabilir mi ki? dedim.

O, -özgür olmadan mutlu olunabileceğini sananlar yüzünden çöktü şimdiye kadarki tüm medeniyetler, dedi.

Sohbet bayâ ilginçleşiyordu, galiba buralarda unutulmuş ve her nasılsa yaşamayı becerebilmiş Yunandan kalma bir filozof diye düşünmeye başladım :)

Ben, -niye bunu merak ediyorsun ki? diye sordum.

O -bu dünyayı değiştirme arzusu lanetli bir tılsım gibi içimize yerleştirilmiş galiba, dedi.

Ben, -Romalılar ve Yunanlar dünyayı değiştirmek mi istediler yoksa anlamaya mı çalıştılar? diye sordum.

O -Romalılar Pagandı, doğayla uyum içindeydi, belki bu yüzden büyük imparatorluk kurdular, sonra Yunanların çok tanrıları vardı, mutluydular. Çünkü bunlarla herşeyi açıklayabiliyorlardı, “açıklaması olmayan insan, mutsuzdur”. Yunanlar bir günah işledi ve dünyayı çözmeye başladılar, bu da onlara mutsuzluk getirdi, çünkü tanrıları artık işlevini yitirmişti. İnsanlığın imdadına İsa yetişti ve tek tanrılı dinlerle insan her şeyi çözmüştü. Bu lanet olası açıklama derdinden kurtulmuştu.

Ben, -ama hâlâ araştırıyoruz hergün yeni şeyler bulunuyor dedim.

O, -biliyor musun dedi, galiba biz buraya ait değiliz, buraya ait olsak her şeyi bilmemiz gerekmez miydi? İnsan nemenem bir yaratıkdır ki kendi vücudunu, beynini bile bilmez, atmosferi bilmez, uzayı bilmez, doğayı bilmez, burada yaşayabilmek için burayı değiştirmek zorundadır, buraya ait olsa, hiç değiştirmek zorunda kalır mıydı?

Şaşırmış bir şekilde dinlemekteydim, bu tuhaf adamı.

Ben, –aslında duygularımız pek buraya ait değil gibi, çünkü hep gitmek, uzaya açılmak istiyor, ama vücudumuz buraya mahkum, dedim. İçimden de, bir Ege kasabasında, dünyanın böyle güzel bir köşesinde insan neden bunları düşünür ki? Yemek, içmek, eğlenmek, denize girmek varken diye düşünerek, hayret ediyordum.

Arkadas, -galiba insanlarda iki benlik veya kişilik var, bu toplumlara da yansıyor, biri ideal doğru olan, bu yön felsefe, güzellik, sanat, şiir, bilim üretiyor, bunu kutsuyor, buna ulaşmaya uğraşıyor; bir de ikinci bir kişilik var, bu kendimizle yalnız kaldığımızdaki kişilik, korkak, inançsız, kötü, inanmayan, kendine de inanmıyor, insanlara da inanmıyor.

Ben -bilemiyorum belki de haklısın, dedim.

Sonra devam etti, -biliyor musun insanlar ideal fikirlerin kendi başına yeterli olduğunu düşünür, halbuki fikirler insanlar tarafından uygulanmadıkça kendi başlarına hiçbir sey yapamazlar, kitapların içinde sonsuza kadar durabilirler, tâ ki onları biri bulup hayata geçirene kadar.

İşte bu ikinci kişilik dünyayı insana dar eder, perişan eder, yaşanmaz hale getirir, belki de şeytan budur, insanların bilmediği, korktuğu, bir türlü baş edemediği şey.

Ben- Spinoza, su konuşabilseydi, “ben irademle akıyorum” derdi, diyor. Galiba hiçbir sey bizim inisiyatifimizde değil, dedim.

O –Arjantin’de bir polis merkezinde, daha önce işkence gören, işkence görmemek için 7.ci kattan atlayan, 22 yaşında bir kızın son sözü, “baba beni bunlara bırakma” olmuş. Bunlar irade dışı mı? İnsan nasıl bu hale gelebiliyor? dedi.

İsa’nın son sözleri aklıma gelmişti; Elî Elî Lema Şevaktani. Baba baba beni neden yalnız bıraktın? İsa da baba beni bıraktın, demişti.

Ben, -galiba şiddet tüm insanlığın görmek istemediği ve görmek istenmeyip üzerine gidilmedikçe de, arka bahçelerde dolanan hayalet gibi, gelip kurbanlarını alıp götürüyor, dedim.

O -galiba şiddet medeniyetimizin çıkış noktası, insan doğada iki ayağı üzerinde durup, hayvanlarla savaşmaya başladığında, taşı hayvanın kafasına içgüdüsel olarak attığında, canı yanan hayvan kaçtığında, anladı ki, bu şiddet işe yarayan bir şey ve bunu hiç bırakmadı. Hem de hiç.

Ben, -ne çok şey biriktirmişsin? dedim.

O -kendime bir çukur kazdım her şeyi buraya gömüyorum, ileride fışkırır umuduyla, dedi.

Galiba hayatta herkesin bir çukuru var, kimi mutluluk gömüyor, kimisi mutsuzluk. 

Belimin ağrıdığını ve karanlığın çökmekte olduğunun farkına vararak, vedalaştım ve oradan ayrıldım. Ayrılırken, -çukurunu geniş tutma boş ver, mutsuz olursun, mutsuzluk acı verir, dedim.

Bana uzaklaşırken, BEATİ QUİ LUGENT diye bağırdı.

Eve döndüğümde anlamına baktım, şöyle diyordu çeviri:

NE MUTLU, ACI ÇEKENLERE.
 

Oktay Kartal

o.kartal@aol.com


İLK YORUMU SİZ YAPIN...