DOKUNAN YANAR

Serdar KARCILIOĞLU | TURİZM ARENASI 02.12.2011 10:24
1443 0

Yetmişli  yılların başına doğru gittiğinizde Türkiye?de bir elin parmaklarını dahi geçmeyecek Turizm Acente’lerini görürsünüz.

Cosmovel, Kontuar, Setur, Duru Turizm bir adım sonra, Kültur, Evren seyahat, ve bir kaçı daha….

Ağırlıklı olarak ve de hakkını vererek incoming yapan acentelerdi bunlar...

Kış aylarında "TEKSİR" makinalarında çoğalttıkları "Confidential Tariff" lerini hazırlarlar çeşitli yöntemlerle yurt dışındaki yabancı tür operatörlerine gönderirlerdi...
Kalanlarını da bavullarına doldurup Fransa, İngiltere, İsviçre, İtalya’da ve o zamanlar ülkemize kısıtlı sayıda ilgi gösteren diğer Avrupa ülkelerinde kapı kapı dolaşıp kontratlarını yaparlar ve o zamanların çok kısıtlı imkanları ile getirdikleri turistleri müthiş bir operasyon ile ağırlarlar geri gönderilerdi.

O zamanlar Avrupa da şimdiki boyutta kurumsallaşmış ve tekelleşmiş dev tur operatörleri yerine irili ufaklı arkadaşlık, dostluk ilişkilerini ön planda tutan tur operatörleri ile hep bu şekilde çalışılırdı….

Bu yıllarda, özellikle TMTF Türkiye Milli Talebe Federasyonu ve devamında 1950 li yıllarda kurulan Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı TMGT seyahat acenteliği alanında yaşanan en ciddi deneyimlerden ve belki de bir anlamda, Türkiye’nin seyahat acentelerinin kaynaklığını yapan bir okul niteliğini taşırdı.
Aynı gün içerisinde Anadolu yollarında 66 Otobüs, iki binin üzerinde turist ile o yılların rekorunu kıran bir gençlik örgütü idi....

Zaten o yıllarda ağırlıklı olarak kültür turları yapılırdı “sejour” henüz keşfedilmemiş idi....

Anadolu?nun stabilize karayollarında zaman zaman yaşanan kaza ve / veya aksilikleri şehirlerarası telefon “YILDIRIM” aramayla iki günde falan bağlanabildiğinden İstanbul’daki acente merkezi, olayları ancak iki gün gecikmeli öğrenebilirdi..

Enteresandır gelen turistlerin yaş ortalamaları genellikle genç ve bayan ağırlıklı idi...

O zamanın turist rehberleri hepsi birer "Supermen"diler... Her konuda..!!!!!!!

70’li yıllardan 90’lı yıllara doğru gelindiğinde bu düzen hiç değişmedi..

Bu güne göre, sıfır teknoloji ile yapılan turizm operasyonları ,rehberini, acentecisini ve otelcisini son derece mutlu ediyordu…

Yıl,1987 idi, Anadolu yakasının ilk ve tek IATA ve incoming acentesi olan, Odesa Turizm Türkiye de ilk kez otellerin resim ve logoları ile renkli ve de kuşe kağıda basılmış “Confidential Tariff” hazırlayınca bizi batırmak mı istiyorsun diyen acentelerin hışmına uğramıştı…

O zamanlar “batan acente” hiç yoktu…

Çünkü sektör turizmi iyi bilen, insan odaklı ve kişisel ilişkilerde son derece başarılı acenteciler, otelciler ve rehberleri ile var gücü ile çalışıyordu ama  her kes de kendi işini yapıyordu.…

Yardımlaşma çok güçlü idi…ama sınır ihlali yoktu…

Bu gün Türk turizminin geldiği noktada çok büyük katkıları olan bu acentelerimiz doksanlı yılların başlarına gelindiğinde,  Durun!!! Ne oluyor!!! diyemeyen devlet yetkililerimizce yalnız bırakıldılar,.....
Pazarı yabancı tur operatörlerinin inisiyatifine terk etmek zorunda kaldılar.....
Direnen..... direndi.....Sonra .......
Türk Turizminin bu çınarları birer birer ya tabela acentesine yada yok olup tarihin derinliklerine itildiler....
Unutulup gittiler...

Turgut ÖZAL dönemi turizm atağı sonucu “sejour” la tanışan ülkemiz insanı da bu modaya ayak uydurunca pazara bu kez yerli tur operatörleri çıkmaya başladılar ....
İremtur,lar.....Duru turizmler...Anı turlar....Asya turlar....ve bir kaçı daha… bunların öncüleri idiler...

Sonra onlarcası kuruldu.. zaten kısıtlı sayıda olan Türk müşterisine acımasız bir rekabet ortamında hizmet vermeye başladılar....

Öyle ki gazetelere verdikleri tam sayfa ilan maliyetlerini irdelediğinizde, astronomik miktardaki bu ilan kalemini kurtarabilmek için her hafta bilmem kaç bin kişiye tatil satabildiklerini kestirmek imkansızdı...
Bir gerçek vardı "KÂR" eden sayfalarına koca koca ilan alan gazetelerden başkası değildi...

Ali?nin külahı Veli?ye, Veli?ninki Ali?ye devran döne döne götüren götürdü…. Bir bayram tatili kısa gelse bu kez Ali’nin külahını Veli’ye veremeyen acente krize girerdi…..

Ama yine de “batan acente” ye hiç rastlamazdık….

2000 li yıllar, belki’de, Türk ve Dünya turizminde tüm zamanların en önemli sorunu olacak bilişim devrimini beraberinde getirmişti….

Tüm dünya ve tabii ki Türk halkı “www.” İle başlayan “.com” ile biten binlerce internet acentesi ile tanışmışlardı…., bunlar  kısa sürede yüksek volümde müşteri portföyüne ulaştılar…. 

Durum böyle olunca, zaten maddi yapıları zayıf olan  isimleri “.com” ile bitmeyen yerli yabancı acenteler farklılık yaratmak adına “otelciliğe” soyunmaya kalkışınca sonun başlangıcı görülmedi.. görülemedi...farkedilemedi…..

Otel işletmeciliğinde kafa hesabı yapıp, oda doldurmayı “operasyonel  gelir” gibi gören, bütçe bilmeyen isimlerinin sonu “.com” ile biten, bir çoğu korsan acente de bu modaya ayak uydurup otelciliğe soyunsalar da olan bunca yıl turizmcilik adına sürekli üreten dev çınarlara olmuştu..

Bunun sonucu olarak, Türk turizminin ve yerli tur operatörlüğünün gelişimine büyük katkıları olmuş acentelerimizden bir bölümü maalesef bu otelcilik modasının etkileri ile “sarsılmış, ingoing’ciler” olarak tarihe geçtiler…

Kervana bazı Türk menşeili Avrupalı tur operatörleri’ de katılınca onlarının da sonları yukarıdakilerden farklı olmadı…

İnsanın dudağını uçuklatacak astronomik rakamlarla kiralanan bir çoğu yaşlı ve yorgun paraya doymayan oteller bu acenteleri karanlık ve dipsiz kuyuya doğru çekmekte hiç tereddüt etmemişlerdi….

En son olarak, aynı virüs, patronları Türk, İngiltere’den Türkiye spesiyalisti Gold Trail, aile şirketi “Litera Hotels”e bulaşmış, kısa bir sürede işletmeye aldıkları yirmi üç otele şuursuzca milyonlarca dolar kira ve tadilat paralarını aktarınca, üzerlerine gelen büyük  Tsunami’ nin altında kalmaktan kurtulamamıştı…

Yazık oldu, bünyelerinde Uçak şirketi de olan bu tur operatörünün batışı, ne şartlarda kurulup yakaladıkları ivmeyi iyi gören biz turizmcileri ne derece etkilediğini, üzdüğünü nasıl anlatırız bilemiyorum….

Yaşamın da, iyi bir futbolcunun, başarılı bir  teknik direktör olması, başarılı bir anestezi doktorunun, girdiği ameliyatta cerrahlığa soyunmasının, aynı anda  iyi bir cerrah olabileceğini düşünmek ne kadar saflık ile özdeş ise, iyi bir acentecinin, otelciliği de yüzde yüz başarabileceğini düşünmek aynı saflıkla eş değer olmaz mı..?

Yoksa batışların hemen hepsinde “otel işletmeciliği” virüsünün tespit edilmesi acı bir tesadüf ‘müydü...?

Paşa paşa işin operasyonel tarafını yapmak varken şuursuzca otelciliğe dokunan acenteci yanıyor mu ? dersiniz…!!!


İLK YORUMU SİZ YAPIN...