ALTINA İMZAMI ATIYORUM

Alp ARBAK | EDİTÖRDEN 10.09.2011 13:16
1443 0

Siz değerli okurlarımız bu siteyi, Bodrum’da yayın yapan haber sitelerini, gazeteleri, dergileri sık sık takip ediyorsunuz. Ara sıra sizlerle yaşadığımız sorunları paylaşıyor, bir anlamda dertleşiyoruz. Geçtiğimiz günlerde sevgili meslektaşım bodrumgundem.com sitesi ve gazetesinin sahibi Fatih Bozoğlu’nun bir yazısı gözüme çarptı. Bizi, yani yerel basını o kadar güzel anlatmış ki her satırının altına imzamı atıyor ve bu anlamlı yazıyı aşağıda sizlerle paylaşıyorum. Eline kalemine sağlık sevgili kardeşim Fatih;

YEREL BASIN, YEREL GAZETECİ…

“Gazetecilik kahramanlığı gerektiren bir şey değildir. Özünde gazeteci, esas itibarı ile gözlemcidir. Gazeteci kendini olayın dışında tutar. Olayın içine karıştığı, girdiği zaman o gazeteci kimliğini kaybetmiş, eylemci kimliğine bürünmüş olur.” Bu değerlendirmeyi ilk paylaştığımda ilginçtir aydın ve sol kesimden çok eleştiri almıştım.

Hatta sert denilebilecek bir eleştiriler ile karşı karşıya kalmıştım.

Önceki yazılarımdan da bölümler kullanarak gazetecilik ve Bodrum’da Gazetecilik ve gazeteci olmak nasıldır irdelemek istiyorum.

24 Temmuz Gazeteciler Günü ya tam sırası…

“Haber Müdürü muhabire görev verir. Kimine İktidar Partisini izle diye, bir diğerine muhalefeti izle diye, bir diğerine de diğer partileri izle ve haberlerini yap diye. Haber Müdürü muhabirlerin siyasal görüşüne bakarak mı görevlendirir? Asla böyle bir sınıflandırma yapmazlar. (Ama en hareketli, en özel, haberi yakalamasını ister. Başkası yapmışsa, özel değilse, fırçayı yer.) Görev neyi gerektiriyorsa muhabir gider haberini yapar. Muhabirlerin görevi haber yapmaktır. Onlar yorumsuz, tarafsız ve kendi bakış açıları ile yazarlar haberlerini. Haberin görüşü, cinsiyeti, ırkı, dini yoktur.”

Bu tanımlama geniş, genel ve teknik anlamda doğru bir tanımlamadır. Yaygın (Ulusal) medya da tanımlama budur, akademik olarak da aynı tanımlama geçerlidir.

Lakin unutulmaması gereken bir şey vardır “Gazeteci önce insandır” Yaşadığı yerde dostları, düşmanları, sevenleri, sevmeyenleri, tanıyan yada tanımayanları vardır. Genelde bu hep unutulur ve o bakış açısından değerlendirilir gazeteci. İşte bu açı yerel basında çok ama çok önemlidir.

Neden mi?

Yerel gazeteciler oranın evladı olduklarından hemen herkes tarafından tanınır ve bilinirler. Direkt olarak tanınmasalar bile mutlaka tanıdıklarının tanıdıklarıdır. Bu da en başta yazdığımız değerlendirmenin farklı farklı algılanmasına ve yorumlanmasına yol açar.

Gazeteciler de elbette bir dünya görüşüne, siyasal görüşe, dini inanca sahip olabilirler. Sahip oldukları bu görüş ve inançlar çerçevesinde yazılarına ve haberlerine mutlaka etkisi de olacaktır. Gazeteciliğin ekseninden olabildiğince uzaklaşmamaya çaba gösterirler.

Lakin, zaman zaman bu okuyucuları tatmin etmeyebilir, dahasını da isteyebilirler. Bazen çok daha fazlasını.

Hakları da vardır, yoktur tartışılır.

Ama okuyucu veya haberin muhatapları tarafından işlerine geldiğinde çok güzel haber, işlerine gelmediğinde kötü gazeteci diye nitelendiriliyorsa eğer, işte o zaman sorun var demektir. Bu yerel gazetecinin çok sık karşılaştığı bir durumdur.

“Ne Musa’ya, ne İsa’ya” yaranamadığınız çok olur.

-CHP haberini çok koymuşsun, CHP gazetesi gibi olmuş.

-AKP haberlerini niye uzun yazıyorsun, AKP’yi mi destekliyorsun yoksa?

-MHP haberlerini niye geniş veriyorsun?

-Hep o belediyenin haberini yapıyorsun.

-Bu belediyenin haberi neden yok.

-Benim desteklediğim siyasinin fotoğrafını koymamışsın.

-Benim desteklediğim adama niye böyle dedin?

-Biz arkadaşız bu haberi yapman gerekirdi.

-Benim mahallemdeki olaylar tam haberlik.

-Başkan’ın haberlerini çok yumuşak yapıyorsun, amma yalakasın.

-Başkanın haberlerini çok sert yapıyorsun, amma muhalifsin.

Daha bir çok eleştiri ve tepki sayabilirim. Aynı eleştiriyi 3-4 farklı görüş temsilcisi aynı anda yapabiliyor ki, işte burası zurnanın zırt değdi yer oluyor, gazeteciler için.

 “Senin tarafının ne olduğun belli değil” bile diyenler olur. Yerel gazeteciyi omurgasız olarak niteleyenlerde. Halbuki diğer meslek gruplarında bu değerlendirme hiç yapılmaz.

Siz bir marketçiye o görüşten birisine “Ona bir şey satma” denildiğini duydunuz mu?

Bir taksicinin, yada bir inşaatçının, müşterisine veya çalışacağı kişiye karışanı gördünüz mü?

Yada lokantaya girdiğinizde “Belediye Başkanını destekliyor musun?” diye karşılayanı.

Lakin yerel gazeteciyseniz bu sorulara ve bu yönlendirmeler ile muhatap olursunuz. Yukarıdaki paragrafta yazdıklarımın hepsi ile bire bir karşılaşırsınız.

Dahası da var.

Kendi meslektaşlarınız arasında da eleştirilirsiniz. Rekabet bazen kırıcı haller alır. Meslektaşlarınız bile sizin o yaşadığınız yerin bir ferdi olduğunuzu düşünemeyebilirler. Sosyal veya siyasal yaşam içindeki yerinizi hiç dikkate almadan eleştirirler bazen hakaret bile ederler.

-Bir örgütün başkanı ile yakın sohbet edersiniz, hemen yafta yapışır “Yalakalık yapma”

-Biri ile öpüşürsünüz “Reklam almak için yalakalık yapıyor”

Daha bir çok şeyi hiç acımadan, sizin orada yaşayan biri olduğunuzu düşünmeden sosyal veya siyasal yapınıza bakmadan söyleyiverirler.

Yani demem odur ki; “Yerel Gazeteci önce insandır. O memleketin çocuğu, yaşayanıdır” bunu bir kez daha düşünüp ona göre gazetecilere bakmanızda fayda vardır. Bakın karşınızda bam başka biri daha olduğunu göreceksiniz.

Biz yerel gazeteciler neyiz biliyor musunuz;

Toplumun gözü kulağı, halkın sesi, demokrasinin olmazsa olmazları, kimine göre yargısız infazcıları, hatta kör olmayasıcaları, kimine göre halkın hak ve menfaatlerinin savunucuları, İdolleri, yürekli kahramanları, içimizden birileri, (üzülerek söylüyorum) bazılarımız birilerinin borazancıları, iş bitiricileri, ihale takipçileri, hatta savunma bakanları, mezar kazıcıları, ortalık karıştırıcıları, gerçeği, naylonu, boyalısı, boyalısızı ama en önemlisi İçinizden birileriyiz…

Son söz olarak kartvizitimin arkasına bir anayasa gibi yazdığım gazetecinin sorumluluğunu çok iyi irdelemenizi diliyorum.

Gazetecinin sorumluluğu:

Gazeteci, basın özgürlüğünü, halkın doğru haber alma, bilgi edinme hakkı adına dürüst biçimde kullanır. Bu amaçla her türlü sansür ve oto sansürle mücadele etmeli, halkı da bu yönde bilgilendirmelidir. Gazetecinin halka karşı sorumluluğu, başta işverenine ve kamu otoritelerine karşı olmak üzere, öteki tüm sorumluluklardan önce gelir.


İLK YORUMU SİZ YAPIN...
SOSYAL MEDYA
OĞUZ ÖZAY TANITIM