AKAN SU YA DA HAYATIN KAPTANI OLMAK

Firdevs ERSOY | HAYATIN PENCERESİNDEN 30.06.2015 08:44
665 0

Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi'nde koltuğuma yaslanmış, salondaki olağanüstü güzelliğin,doyumsuz atmosferin keyfini çıkartıyor ve haftanın yorgunluğunu atıyorum.


Şef "HansjörgSchellenberger" yönetiyor,İzmir Devlet Senfoni Orkestrası'nı...


Havada daireler çizen bageti, el,kol, gövde hareketleri, bakışları, bilgi, biçim,form, stil bilgisi, kompozisyon, yetenek ve deneyimi ile orkestranın performansını en üst seviyeye ulaştırıyor.


Onca ses karmaşasının içinde, dilediği sese yoğunlaşıyor, sesleri ayırt ediyor ve tempoyu belirleyerek Brahms'ın eserlerine ayrı bir ruh, kişilik kazandırıyor.


Topladığı alkışlarla, iyi bir ritm üstadı, iyi bir lider ve yönetici olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.


Bir yapıtı ve orkestrayı ezbere yönetme ustalığı ve marifeti üzerinde düşünürken, çok sesli müziğin zenginliği ve melodileri arasında kayboluyorum, yeni öğrendiğim derin bir transa geçmeye başlıyorum, bir akış bu...


Orkestra şefinin, hayatını yönetirken, bu kadar başarılı ve hünerli olup olamayacağına takılıyor aklım.


Hayat, öğrenilen, öğrenilebilen bir şey değil, ayrıca diyelim ki öğrendik, öğrenildiğinde yapılabilen bir şey de değil.
Yapıldığın da ise tamamı yapılamıyor.


Hayat, orkestraya ya da bir tabloya sığan bir şey de değil,
Hayat öyle bir şey ki, her şeyden herkesten büyük ve sonsuz...

Yoksa hayatı tanımlamaya gerek olmadan yaşamaya başlamak, en doğrusu olabilir mi?


Yaşamı okuyarak, ezberleri bozarak, tüm şartlanmışlıkları ve anıları atarak,aklınla, kendini akışa bırakarak an ve an yaşıyorsun.
Bütün şartlanmışlıklarının ve kalıplarının,ezberlediklerinin tamamını atman gerekiyor.


Oysa şef , öğrendiklerini,biriktirdiklerini ve ezberlediklerini orkestradaki elemanları ile uyguluyor.


Bilindik bestecilerin eserlerini yorumluyor.


Oysa, şunun ya da bunun yorumuna göre bir hayat yok !


Yaşamın muazzam bir gücü var ve kimse onun karşısında duramıyor.


Yaşamımızı beyin ve algıladıklarımız belirliyor, sonra işlemeye başlıyor, oya gibi...


Yaşamın kendisi de tıpkı beynimiz gibi bir "plastisite",her gün yenileniyor ve her gün değişiyor.


"Plastisite" değiştirilebilir, şekillendirilebilir, dönüştürülebilir anlamında kullanılmaktadır. Beynimizi yeniden organize edebilmek, davranışlarımızı yeniden şekillendirebilmek. Düşüncelerimizle kendi beyinlerimizi yeniden donatabilmektir.Beynimizi yapı ve işlev bakımından değiştirebilmek, beynimizde "plastik değişim"yapabilmektir.


Tanrının felsefesinin, değişim üzerine kurgulandığı gibi, hayatın kendisi de değişim üzerine kurgulanmıştır.


Hayat gerçek, somut ama devamlı silinen bir şey, sürekli yenileniyor ve değişiyor.


Yazıyorsun ve siliyorsun.


Yaşamı akılla okuyorsun, milyon yaşında bir akıl var ve sana sormadan, otomatik olarak çalışıyor.


Sen kırk elli yıldır yaşıyorum, bu dünyayı tanıyorum diyorsun ama kırk yıl bu dünyada zaman bile sayılmıyor.


Beyninle her şeyi öğrenebilirsin, kullanmadığımız vakit hepsini siliyor.


Beyinlerimize tabiiyiz ve ona göre bir hayat yaşıyoruz.


Yaşamın kendisi de böyle...


Sen ona uyuyorsun,
Yaşam zaten seni tanımıyor. O zaman, sana da ona uyum göstermekten başka seçenek kalmıyor.


O yüzden her an değişim var ve hayat sürekli değişiyor ve yenileniyor.


Yaşadığın her saniyeyi bir daha yaşamıyorsun.


"Aynı nehre iki kez ayak basamamak gibi...,"


Bu nehir metoforunu çoğumuz biliriz. Değişimin evrenselliğini ve med-cezirini anlatır.


Hyakawa San'a göre," nehir sürekli değişim ve akış halindedir. Ayağınızı bastığınız andan itibaren, nehir artık aynı nehir değildir, her geçen saniye farklı bir nehir olmuştur. Nehir yatağı, siz kenarında dururken ki nehir yatağı ile aynı olmayacaktır. Milyarlarca kat değişmiş olacaktır. O yüzden aynı nehre iki kez değil, bir kez bile ayak basmak mümkün değildir" der.


Tıpkı, yaşantımız ve düşüncelerimizin akışı gibi...


Böyle bir hayatı tutabilir misiniz?


Hayatın kendisi, özü, bir saniyesi, bir saniyesine uymayan bir şeyse ve geçen her saniye ile yaşamımızda değişiyorsa,
O zaman yaşamın kaptanı olmak ile orkestranın şefi olmak çok ayrı şeyler...


Hayat , insanın tutabileceği , yönetebileceği bir şey olmadığı gibi,insanı aşan bir şey ve bizler sadece süreçlerimizi

yaşıyoruz ,seçimlerimizi yapıyoruz.


Ve ,sonuç olarak,
Hayat her şeyi sıfıra çıkarıyor...


Gerçek olan ise, durağan olmayan, su gibi akan bir "yaşam."


Hepsi bu !


İLK YORUMU SİZ YAPIN...