DEPREM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR

BHM 16.08.2017 09:34 0 Yorum 103 Okunma

Türkiye Mimarlar ve Mühendisler Odası Başkanlığı (TMMOB) ve İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Muğla Şubesi Bodrum Temsilciliği,  17 Ağustos 1999'da meydana gelen Marmara depreminin yıldönümü yaklaşırken açıklama yaparak, depreme hazırlıklı olunması gerektiğine dikkat çekti.

TMMOB ve İMO Muğla Şubesi Bodrum Temsilciliği tarafından 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen Marmara depreminin 18'inci yıldönümüne yönelik açıklama yapıldı. İMO binasında yapılan açıklamaya Bodrum'daki inşaat mühendisleri de katıldı. İMO Bodrum Temsilcisi İlhan Özyiğit, ülke tarihinin en büyük ve sonuçları itibariyle en acı depremlerinden biri olan Marmara depreminin üzerinden 18 yıl geçtiğini hatırlatarak, şunları söyledi:

"Topraklarımızın büyük bir kısmının deprem tehlikesi altında bulunduğunu unutuyoruz. Oysa uzunca bir süredir Çanakkale, Manisa,  Adıyaman ve İzmir ilimiz, son olarak da Muğla ilimiz ve ilçeleri depremden nasibini aldı. 6.6 büyüklüğünde olan deprem aynı zamanda bir tsunamiye neden oldu. Bodrum ve Datça'da yapılar hasar gördü. Deniz kıyısında bulunan tekne ve otomobiller üst üste yığılarak çalışamaz hale geldi. Can kaybı olmasa da panik ve korku ile koşuşan ve pencerelerden atlayarak yaralanan insanlar oldu. Yine 2017 yılında yaşamış olduğumuz Çanakkale, Manisa, Adıyaman, İzmir ve Bodrum yakınlarında ortaya çıkan deprem, ülke topraklarımızın sürekli olarak deprem tehlikesi altında bulunduğunu ortaya koyuyor. Açıkçası ülke topraklarımızın yüzde 92'si deprem tehlikesi altında; yüzde 66'sı ise birinci ve ikinci derecede tehlikeli deprem bölgesinde yer alıyor. Nüfusu bir milyonun üzerinde bulunan 11 büyük kent ve ülke nüfusumuzun yüzde 70'i, deprem tehlikesi altında bulunuyor."

 

"YÜKSEK YAPI YÖNETMELİĞİ YOK"

Kentleri ve yapıları depreme karşı hazırlamanın üç temel yolu bulunduğunu ifade eden Özyiğit, öncelikle mevcut yapı stokunun iyileştirilmesi, onarılması ve güçlendirilmesi gerektiğini hatırlatarak, şöyle dedi:

"İkincisi yeni yapılacak olan yapıları; bilimin, tekniğin ve mühendisliğin ortaya koyduğu ilkeleri yapı üretim sürecinin içine sokmaktır. Bu nedenle proje üretim sürecinden başlayarak yapı üretim sürecinin tüm evreleri sertifikalı mühendisler tarafından denetlenmelidir. Ayrıca ortaya çıkabilecek riski azaltmak için yapıların sigorta kapsamına alınması da deprem zararlarını azaltmanın bir yolu olarak söylenebilir. Deprem yönetmelikleri uygulanmıyor, yapı denetim mekanizması işlemiyor. Her yıl çok sayıda mühendislik diploması verilmesine rağmen kaliteli bir eğitim yapılmıyor. Oldukça fazla yüksek yapı yapılmasına rağmen bu yapılarla ilgili bir yönetmeliğimiz bile yok. Profesyonel mühendislik yaşamının düzenleyicisi olması gereken meslek odalarının yetkileri giderek budanıyor. Ticari kaygı, teknik kaygının önüne geçiyor. Bilgi ve beceriye dayalı yöneticilerin yerini şirket ve cemaat ilişkileri alıyor, liyakat yok sayılıyor. Üniversite, meslek odası ve endüstri arasında olması gereken işbirlikleri önemsenmiyor. Bilimin, tekniğin ve insan yaşamının dikkate alındığı bir kentleşme ve yapılaşma yerine, kişi ve grup çıkarlarına dayalı bir yapılaşma anlayışı kentlerimizi yaşanmaz bir hale getiriyor. Ormanlar, ağaçlar, yeşil alanlar, su havzaları, park ve bahçeler yok edilerek kentlerde boş alan bırakılmıyor. Kentlerimiz, küresel iklim değişikliklerinin etkisi altına sokularak afetlere açık hale getiriliyor. Güvenli yapı ve yaşanabilir bir çevrenin yaratılması önceliklerimiz arasında yer almıyor."


İLK YORUMU SİZ YAPIN...